10 Şubat 2014 Pazartesi

Götüreceğim...

Bir yaz sabahı bırakıp gittin ya hani beni sevgili, hani yarım bıraktın ya beni, ben diğer yarımı hiç tamamlayamadım. Hani vazgeçip gittin ya ardına bir kez olsun bakmadan, hani bu iki kişilik aşkı yükledin ya o hançerini sapladığın sırtıma; ben o aşkı hala taşıyorum sırtımda. Kanayan yaralarıma inat hala iki kişilik seviyorum, hala iki kişilik âşık oluyorum sana gün be gün. Yokluğun her gece bir ılık rüzgar, tek yoldaşım sigaramla sokaklarda gezerken yüzüme yüzüme vuruyor. Artık sokaklar bile sessiz. Ne bir çocuksu ses duyabiliyorum içten içe o geçtiğim ıssız sokaklarda, ne de bir çocuğun annesini sever gibi sevdiğim seni bulabiliyorum. Her köşe başında yere atılmış birkaç izmarit, bir parça yalnızlık ve senin bıraktıkların gibi aşk kırıntıları görüyorum. Ellerim üşüyor, hiç ısınmayacaklar gibi damarlarıma kadar üşüyor. Biliyorum senin ellerini tutmadan, gözlerine bakmadan yüreğimi tekrar tamamlamadan geçmeyecek bu buz kesmiş hayata tutunmaya çalışan ellerimin soğukluğu. Her sabah yalnızlığınla uyanıyorum güneşin anlamsız, ısıtmaz olduğu günlere. Hadi diyorum yaz gitsin. Bir mesaj belki bir mektup, gönder gitsin sonra bir an geliyor ve ben o sırtıma yüklediğin aşkın altında yatan hançer yarasının acısıyla sarsılıyorum. Evet sevgili hala dinmedi kanayan yaralarım. Dinmeyecek de biliyorum. Çünkü sen gelmeyeceksin bir daha. Ben beklesem de ömür boyu sen bir kez bile gelmeyeceksin yanıma. Ve ben senin bende bıraktığın yalnızlığımla, o ay ışığının olmadığı geceleri yine sensiz geçireceğim. Biliyorum gün gelecek ben de her fani gibi bu dünyadan göçüp gideceğim. Kefenin cebi yok bilirim ama kalbime koymuşum seni bir kere. Cennete de gitsem cehenneme de bil ki seni de yanımda götüreceğim.