Bir yaz sabahı bırakıp gittin ya hani beni sevgili, hani
yarım bıraktın ya beni, ben diğer yarımı hiç tamamlayamadım. Hani vazgeçip
gittin ya ardına bir kez olsun bakmadan, hani bu iki kişilik aşkı yükledin ya o
hançerini sapladığın sırtıma; ben o aşkı hala taşıyorum sırtımda. Kanayan yaralarıma
inat hala iki kişilik seviyorum, hala iki kişilik âşık oluyorum sana gün be
gün. Yokluğun her gece bir ılık rüzgar, tek yoldaşım sigaramla sokaklarda
gezerken yüzüme yüzüme vuruyor. Artık sokaklar bile sessiz. Ne bir çocuksu ses
duyabiliyorum içten içe o geçtiğim ıssız sokaklarda, ne de bir çocuğun annesini
sever gibi sevdiğim seni bulabiliyorum. Her köşe başında yere atılmış birkaç izmarit,
bir parça yalnızlık ve senin bıraktıkların gibi aşk kırıntıları görüyorum. Ellerim
üşüyor, hiç ısınmayacaklar gibi damarlarıma kadar üşüyor. Biliyorum senin
ellerini tutmadan, gözlerine bakmadan yüreğimi tekrar tamamlamadan geçmeyecek bu
buz kesmiş hayata tutunmaya çalışan ellerimin soğukluğu. Her sabah yalnızlığınla
uyanıyorum güneşin anlamsız, ısıtmaz olduğu günlere. Hadi diyorum yaz gitsin. Bir
mesaj belki bir mektup, gönder gitsin sonra bir an geliyor ve ben o sırtıma
yüklediğin aşkın altında yatan hançer yarasının acısıyla sarsılıyorum. Evet sevgili
hala dinmedi kanayan yaralarım. Dinmeyecek de biliyorum. Çünkü sen
gelmeyeceksin bir daha. Ben beklesem de ömür boyu sen bir kez bile
gelmeyeceksin yanıma. Ve ben senin bende bıraktığın yalnızlığımla, o ay
ışığının olmadığı geceleri yine sensiz geçireceğim. Biliyorum gün gelecek ben
de her fani gibi bu dünyadan göçüp gideceğim. Kefenin cebi yok bilirim ama
kalbime koymuşum seni bir kere. Cennete de gitsem cehenneme de bil ki seni de
yanımda götüreceğim.